Mesleki Bakışla Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk

Haziran/2012’de yasalaşan 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na göre Arabuluculuğun tanımı: Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyari olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemidir.

Yani özetlersek alanında uzman, tarafsız bir kişi vasıtası ile mahkeme süreci olmaksızın sulh olmaktır. Araştırmacılar arabuluculuğa “dostane müdahale” diyor. Bu dostane müdahale yakın gelecekte bazı davalar açılamadan zorunlu hale gelecektir. Dolayısıyla çok önemlidir.

Bu yöntem zamandan, paradan, emekten ve stres yükünden tasarruf sağlayan bir yöntemdir. Amerika’da 1913 yılından beri, Avrupa’da yaklaşık 50 yıldır, ortalama 170 ülkede uygulanan bu yöntem ülkemizde fiili olarak 3 yıldır uygulanmaktadır ve bu uygulama ile dava sürecine geçmeden uzlaşılarak kapanan 13.000’in üzerinde dosya bulunmaktadır.

Konunun biz Mali Müşavirleri ilgilendiren kısmı ise diğer ülkelerin aksine bizim ülkemizde arabulucu olma yetkisinin yasanın 20. Maddesinde belirtildiği üzere yalnızca Hukuk fakültesi mezunlarına verilmiş olmasıdır. Üstelik daha komisyon çalışmalarında Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın: ”Hiçbir bölüm, meslek ayırmamamız lazım. Liyakati olan herkesin bu uzlaştırmayı yapmasına imkân veren bir düzenleme yapmamız lazım” gerçeğini ifade etmesine RAĞMEN bu yasa onanmıştır.

Oysa arabuluculuk kanunu yönetmeliği madde 19 diyor ki;

1- Arabulucu keşif, bilirkişiye başvurma ve tanık dinleme gibi hakim tarafından yapılabilecek işlemleri yapamaz.

2- Arabulucu taraflara hukuki tavsiyelerde bulunamaz.

Yani arabulucu mahkeme yürütemez, adalet dağıtamaz, hukuk kurallarından ziyade uzlaşı kurallarını kullanır. Yani Arabuluculuk hukuk bilgisi ve teorik donanımdan ziyade taraflara ve konuya fiili hâkimiyetle ilgilidir.

Arabuluculuk kanunu madde 22’ye göre arabulucuya; Arabuluculuk temel bilgileri, iletişim teknikleri, müzakere ve uyuşmazlık çözüm yöntemleri ve davranış psikolojisi eğitimleri verilmektedir. Bu eğitimlerin hiçbiri “arabuluculuk” kavramını hukukun içine hapsetmiyor. Çünkü açık ki arabulucu Hukukçu değildir!

Uygulamadaki arabuluculuk kanunumuz ve yönetmeliğimiz bütünü itibariyle asla avukatlık mesleğini işaret etmiyor. Çünkü örnek alınan ülkelerin çoğunda arabuluculuk faaliyetini yalnızca avukatlar yürütmüyor. Bu da yasada zorlama müdahalelere sebep olmuş görünüyor. Bizim bu noktada amacımız Arabuluculuk yasasını uygulanabilirliği ve başarısı açısından olması gereken hale getirmektir. Bu bağlamda aşağıdaki ülkeleri örnek olarak vermek isterim.

Almanya’da Baro tarafından akredite edilmiş avukatlar, noterler, sanayi ve ticaret odalarının, birliklerin, meslek kuruluşlarının bünyesinde oluşturulmuş olan uzlaşma birimleri Arabulucu olarak görevlendirilebiliyor.

Avusturya’da Arabulucular listesine kayıt olabilmek için 28 yaşını bitirmiş olmak, mesleki uzmanlığa sahip olmak, güvenilir olmak ve sorumluluk sigortası yaptırmış olmak gerekmektedir.

Belçika’da Lisans mezunu olmak, mezun olunan alanda 2 yıllık iş tecrübesine sahip olmak ve eğitimleri başarıyla tamamlamak gerekiyor.

İngiltere’de kuruma kayıtlı arabulucuların yalnızca yarısı kadarı hukukçu, geriye kalanı niteliğine göre arabuluculuk yapıyor.

Daha örneğini vermediğimiz birçok ülkede arabuluculuk yetkisi hukuk fakültesi mezunlarınca sınırlandırılmamış hatta İngiltere’de yapılan bir araştırmada avukatların hukuk kurallarındaki tutuculuğunun arabuluculuk başarı oranını düşürdüğü tespit edilmiştir.

Mali Müşavirlerin Mesleki deneyimi, fiili ekonomiye hakimiyeti, işçi-işveren ve idare-işveren arasındaki tarafsız köprü olduğu hususu dikkate alındığında uzlaşı talep eden taraflarla iletişimi ve çözüm sürecine katkısı daha mümkün olacak, arabuluculuk müessesesinin başarı şansını arttıracaktır.

Bu bağlamda değerlendirilmesi gereken bir diğer husus uzmanlığın tanımıdır. Adalet Bakanlığı arabuluculuk Daire Başkanlığı arabulucu uzmanlık alanına “Genel Anlamda Arabulucu”diyor. Bu tanım liyakate uygun bir uzmanlık içermediği için uzlaşma talep edeni doğru yönlendirememesi açısından eksiktir. Bu eksikliğin bize bakan kısmı İş arabulucusu, Ticaret Arabulucusu, Finans arabulucusu, İnşaat arabulucusu gibi uzmanlık alanları belirlenmek suretiyle derhal çözülebilir.

Başka bir husus ise arabuluculuk eğitiminin hukuk fakülteleri, barolar ve Adalet akademisi tarafından verilmesidir. Yukarıda belirttiğim nedenlerden ötürü bu yönetmeliğin de zorlama bir uygulama olduğu kanaatindeyim. Gerekli olmaması bir tarafa yasa bükülerek ısrarla hizmetin kendisi gibi eğitimi de hukuk camiasına teslim edilmiştir. Oysa Arabuluculuk Daire Başkanlığı özel ve bağımsız bir sınav merkezi oluşturabilir, bu sınav merkezi yetkilendirmeyi tek elden yürütebilir. Böylece Adalet Bakanlığı çatısı altında arabuluculuk kurumu ve eğitimi özel bir kimlik kazanmış olur.

Sonuç olarak mesleki kaygılarla sınırlandırılmış olan uygulamadaki yasayı işlevsel, uygulanabilir ve başarılı kılmak adına güncellemek şarttır.

Maliye bakanı Naci Ağbal Kocaeli SMMMO salonunda yaptığı konuşmada; “Mali Müşavirlik mesleğini defter tutmaktan çıkaracağız” demişti. Bakanın bu açıklamasına paralel olarak arabuluculuk yasası kendi uzmanlık alanımızda mesleğin icrası açısından büyük bir fırsattır. Her meslek gelişen ve değişen koşullar ile itibar kazanırken Mali müşavirliğin yerinde sayması hatta bir takım usulsüz uygulamalarla gerilemesi söz konusu olmamalıdır.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir